Dün sabah, günlerdir hava durumunda bu hafta için "şöyle yaz geliyor, böyle yaz geliyor, yok efendim Perşembe günü hele 25 derece olacak" gibi söylemlere kendimi iyice kaptırdığımdan olsa gerek, "ne de olsa güneşli" diye "caarttt" diye perdeyi açmamla, bildiğiniz şok oldum. Karşımdaki koca bina gitmiş. Yok yooook, o soldaki kentsel dönüşüm bahanesiyle yıktıklarını demiyorum, hani şu tam karşıdaki gıcır gıcır yeni bina yok. Uyku sersemi halde "nasıl yaa" diye bakınırken, her tarafı gri bir sis tabakasının kapladığını ve o burnumuzun dibindeki binanın bile bu şekilde kaybolduğunu fark etmemle, perdeyi kapatıp içeri kaçmam bir oldu. Bildiğiniz nefret ettim o DÜN'den :)

Aman Allahım bu ne soğuk. Sisin içinde yürürken kendimi yıllaaaar önce okuduğum Stephen King'in "Sis" isimli kitabının baş kahramanı gibi hissettim bir ara, tırstım iyice...
Bir yandan da caaanım fönlü saçlarım, o havadaki yoğun su buharıyla tepkimeye girip, öyle bir hal aldı ki, önce "Jackson Five" grubu üyelerine, sonra gittikçe daha bi Kurabiye Canavarına dönüşüverdi tarzım. Topladım tokaladım bana mısın demedi.
Sonradan gördüm ki durumun vehameti; vapur, deniz otobüsü ve uçak seferlerinin iptal olmasıyla, ana yollar da tamamen kilitlenince, Marmaray'da oluşan yığılmalarla iyice doruğa ulaşmış. Millet bütün gün instagramda #mahsur", #sis" #marmaray" #rezillik" gibi taglerle resimler paylaştı. İşinden çıkıp, gecenin bir vaktinde evlerine sağ salim ulaşanlar herhalde yeri öpmek istemişlerdir diye düşünüyorum.



Üşengeç'cim ben de aynı senin gibi güneşi görmezsem depresyona girenlerdenim. Dünkü sis de benim için korku filmi sahnelerinden farksızdı, o nedenle ben İstanbul'u apaydınlık sevenlerdenim :)))
YanıtlaSilBerryciiim, inşallah şu ayağım bir iyileşsin, böyle güzel ve güneşli bir günde, alalım makinalarımızı, çıkalım fotoğraf çekelim mis gibi:)
Sil